Ana karıncayla baba karınca, yavru karıncalan çevrelerine toplamışlar, onlara karıncalık dersi veriyorlardı. Baba karınca, dersinin sonunu şöyle bitirdi: - Yavrularım! Hayatta karınca olmaya çalışın! Hiçbir zaman karıncalıktan ayrılmayın. Yavrular, - Nasıl karınca olalım? Karıncalığın yolları nelerdir?.. diye sordular. Baba karınca, - Kendinize bizi örnek alın, dedi. Biz ne yapıyorsak, sizler de onu yapın! Yavru karıncalar, baba karıncayla ana karıncaya baktılar. Onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Yazdan yiyeceklerini toplayıp toprak altına yığdılar. Kışın uyudular. Zamanı gelince yumurtladılar. Baba karıncayla ana karınca, çocuklarını yine çevrelerine topladılar. Baba karınca onlara, - Yavrularım! dedi. Ben artık ölüyorum. Hepinizden memnunum. Hepiniz karınca oldunuz. Hiçbiriniz karıncalıktan ayrılmadınız. Hakkım helal olsun. Allah sizden razı olsun. * * * Baba balıkla ana balık, yavru balıkları çevrelerine toplamışlar, onlara balıklık dersi veriyorlardı. Baba balık, dersinin sonunu şöyle bitirdi: - Yavrularım! Hayatta balık olmaya çalışın! Hiçbir zaman balıklıktan ayrılmayın. Yavrular, - Nasıl balık olalım? Balık olmanın yollan nelerdir?.. diye sordular. Baba balık, - Bizi örnek alın, dedi. Anneniz ve ben nasıl yapıyorsak siz de öyle yapın! Yavru balıklar, ana balıkla baba balığa baktılar, onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Denizde yüzdüler. Kendilerinden küçükleri yuttular, kendilerinden büyüklere yutuldular. Yumurtalar yapıp ürediler. Baba balıkla ana balık çocuklarını çevrelerine topladılar. Baba balık onlara, - Yavrularım! dedi. Artık siz yetiştiniz. Biz de rahat rahat ölebiliriz! Hepinizden memnunum. Hepiniz balık oldunuz. Hiçbiriniz balıklıktan ayrılmadınız. Emeklerimiz boşa gitmedi. Hakkım helal olsun. Allah sizden razı olsun. Yavru balıklar, - Biz çok bişey yapmadık, dediler, siz ne yaptınızsa biz de öyle yaptık... * * * Baba ördekle ana ördek, yavru ördekleri çevrelerine toplamışlar, onlara ördeklik dersi veriyorlardı. Baba ördek dersinin sonunu şöyle bitirdi: - Yavrularım! Hayatta ördek olmaya çalışın. Hiçbir zaman ördeklikten ayrılmayın. Yavrular, - Ne yapalım da ördek olalım? Ördek olmanın yolları nelerdir?.. diye sordular. Baba ördek, - Çok kolay, dedi. Bizi örnek alın. Anneniz ve ben ne yapıyorsak, siz de öyle yapın! Yavru ördekler, ana ördekle baba ördeğe baktılar. Onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Vak vak diye sesler çıkardılar. Suda yüzdüler, karada yürüdüler. Çiftleştiler. Yumurtladılar, kuluçkaya yattılar, yavru çıkardılar. Baba ördekle ana ördek çocuklarını yine çevrelerine topladılar. Baba ördek onlara, - Yavrularım! dedi. Artık siz yetiştiniz. Hepiniz iyi birer ördek oldunuz. Hiçbiriniz ördeklikten ayrılmadınız. Emeklerimiz boşa gitmedi. Hakkımız helal olsun. Allah sizden razı olsun. Yavru ördekler, - Biz bişey yapmadık ki, dediler. Size 'baktık, siz ne yapıyorsanız, biz de onu yaptık... * * * Baba köpekle ana köpek, yavru köpekleri çevrelerine toplamışlar, onlara köpeklik dersi veriyorlardı. Baba köpek, dersinin sonunu şöyle bitirdi: - Yavrularım! Hayatta köpek olmaya çalışın. Hiçbir zaman köpeklikten ayrılmayın. Yavrular: - Ne yapalım da köpek olalım? Köpek olmanın yolları nelerdir?.. diye sordular. Baba köpek, - Çok kolay, dedi. Bizi örnek alın. Anneniz ve ben ne yapıyorsak, siz de onu yapın! Yavru köpekler, baba köpekle ana köpeğe baktılar. Onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Havladılar. Bekçilik ettiler. Sadık oldular. Çiftleştiler ve yavruladılar. Baba köpekle ana köpek, çocuklarını yine çevrelerine topladılar. Baba köpek onlara, - Yavrularım, dedi. Siz artık yetiştiniz. Hepiniz iyi birer köpek oldunuz. Biz de ölüyoruz. Hepinizden memnunuz. Hiçbir zaman köpeklikten ayrılmadınız. Emeklerimiz boşa gitmedi. Hakkımız helal olsun. Allah sizden razı olsun. * * * Sığır, manda, hamsi, balina, deve, fil, yılan, koyun, yeryüzünde ne kadar baba hayvan ve ana hayvan varsa, yavrularına kendileri gibi olmaları, bunun için de kendileri ne yapıyorlarsa öyle yapmalarını söylediler. Yavru hayvanlar da baba hayvanla ana hayvana bakıp onların yolundan gittiler, sonunda iyi birer hayvan oldular. Baba hayvanla ana hayvan da ölürken, yavrularına memnunluklarını söylediler, haklarını helal ettiler. * * * Baba insanla ana insan, çocuklarını çevrelerine toplamışlar, onlara insanlık dersi veriyorlardı. Baba insan, dersinin sonunu şöyle bitirdi: - Yavrularım! Hayatta insan olmaya çalışın, hiçbir zaman insanlıktan ayrılmayın. Çocuklar, - Ne yapalım da insan olalım? İnsanlığın, insan olmanın yollan nelerdir?.. diye sordular. Baba insan, - Çok kolay, dedi. Kendinize bizi örnek alın. Anneniz ve ben ne yapıyorsak, siz de öyle yapın! Çocuklar, baba insanla ana insana baktılar, onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Hepsi de tıpkı tıpkısına babalarına benzediler.
Baba insanla ana insan çocuklarını yine çevrelerine topladılar. Baba insan onlara, - Yazıklar olsun! diye bağırdı. Hiçbiriniz bizim istediğimiz gibi yetişmediniz. Hiçbiriniz insan olmadınız. Hepiniz de insanlıktan uzaksınız. İnsanlıktan ayrıldınız. Artık ölüyoruz. Yazık oldu emeklerimize, boşa gitti. Bütün hakkımız haram olsun, Allah hepinizi kahretsin. Çocuklar şaşırdılar,
- Peki ama, bize neden beddua ediyorsunuz? dediler. Biz yanlış bişey mi yaptık yoksa... Size baktık, sizi örnek aldık. Siz ne yaptınızsa, biz de onu yaptık...
Victor Hugo on dokuzuncu asrın sonlarında, 1885'te öldü. Ölümünden hemen on beş yıl sonrası için neler söylediğini okuyunca hayretler içinde kalmamak elde değil. Bakın romantik ruh bir zamanlar nasıl yükseklerde uçmuş:
"Yirminci yüzyılda savaş diye bir şey olmayacak, idam sehpaları tarihe karışacak, nefret ortadan kalkacak, ülkeler sınırlarla birbirinden ayrılmayacak, bütün dogmalar geçersiz kalacak; insanoğlu hayatına kavuşacak. Yok olan bunca şeyin hepsinden üstün bir şeye sahip olacak insanoğlu- büyük bir ülkeye, yeryüzünün tamamına, ve büyük bir ümide, cennetin tümüne."
Victor Hugo'nun neler beklediği yirminci yüzyılı beterin beteri savaşlarla geride bıraktık. Avrupalılar bu savaşlardan öyle etkilendi ki işi "cehennem daha kötü olamaz" demeye kadar vardırdılar. Yirminci yüzyılda öyle idamlar oldu, öyle karanlık nefretler dışa vuruldu, ülke sınırları öyle katliamların mahalli haline dönüştü ki çağdaşlarımızdan bazıları daha önceki yüzyıllarda gerçekleşen kötülükleri hayırla yâd edecek raddeye geldi. Bazı çağdaşlarımız ise "bu sefer olmadı, bir dahaki sefere" diyerek yeni bir Victor Hugo rolü oynamaktan geri durmadı.
Geleceği hesaba kattığımızda gözümüzde bir ideali canlandırmak veya tam tersine bir felâketin rahatsızlığını içimizde şimdiden hissetmek dışında bir seçenek yok mu acaba? Bence var. Kendimize kendimizden sonrası için bir gelecek seçecek isek bu özlemlerimizin veya tam tersine korkularımızın şekillendirdiği bir gelecek olmayabilir.
Gelecek olarak bizzat hayat bulduğumuz değerlerin idamesini seçebiliriz. Bize hayat veren değerleri önce tanımak, sonra da hayat kaynağımıza karşı vecibelerimizi yerine getirmekle bir geleceği de seçmiş oluruz. Bu tıpkı mütevazı bir hayat süren babanın "Çocuklarımın aşılarını yaptırdım, vitaminlerini eksik bırakmadım, onlara bir meslek sahibi olacakları eğitimi sağladım" diyerek değil de; "Çocuklarımın kursağına haram lokma girmedi" diyerek ölmesi, o babanın kendine meşruiyet sağlayan şeyin gelecek için bir tutamak sayılabileceğini işaret etmesi gibi bir şeydir. Bir çeşit manevi miras. Terekenin nelerden mürekkep olduğunun, ne kadarının kime düştüğünün taktiri kıymet bilene bırakılmış.
Gelecek kıymet bilip bilmemekle, neyin kıymetini bilmekle ilgilidir. Dolayısıyla kıymetli olanın muhafaza altına alınıp alınmadığı her şeyden önemlidir.
Kıymet bilmek suretiyle seçilen bu gelecek ne dünyadaki kötülüğün kökünü kazımak üzere girişilen çabalardan elde edilecek ürüne ilişkin sayılabilir, ne de dünyadaki kötülük önünde yılgınlığa kapılmak suretiyle çürümeye uygun ortama razı oluş anlamı taşıyabilir.
Gelecek ister yükseliş, isterse çöküş gibi algılansın kıymet olduğu yerde duruyorsa insan hayatı manâsını kaybetmemiş demektir.
Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim? Neden? Neden olacak, korkuyorum! Korkuyor musun? Evet ya, korkuyorum. Çünkü seni seversem hemen huyun suyun değişecek. Sende sevdigim seyler farklılaşacak, Şımaracaksın. Beğenmez olacaksın artik beni. Çünkü ben artık muhtaç olmuş olacagım sana, senin gözünde. Öyle değil mi? Bilmez misin? Muhtaç olmak acizliktir. Şimdi seni sevdigim icin cezalandıracaksın beni biliyorum! Hor göreceksin. Bekleteceksin. Aramayacaksın. Menfaatlerin on plana çıkacak. Şayet menfaatlerinide sevmezsem beni sileceksin. Yalan mı? Sileceksin iste! Sonra her gün benden azar azar uzaklasacagını seyredip kahrolacagım. Yahu ben bir seven'im. Yani seni sevgimle onurlandırmıs bir insan. Dunyayı ayakta tutacak insan kudretinin adıdır Sevgi... Şimdi ben sevdim diye, bu kudrete ve cesarete sahip oldum diye sen beni nasıl ve ne hakla cezalandırabilirsin? Aklım almıyor. Zeka seviyem de. insanlığım da. Yüreğim de. Yok! 'Seni seviyorum' cümlesini çok sarfetme eskir! Yok! Herkese 'seni seviyorum' deme, sadece aşık olunca kullan! Yok! 'Seni seviyorum' demeden önce binbir hokkabazlkk yap ve şirin görün ki sevdiğin sevildiği için kendini dev aynasında görmesin, onu inlet, süründür, aklını başına getirt, mahvet!
Neden?
Çünkü, bu makbul.. Kaç....sevsen de sevmesen de kaç!
Neden?
Çünkü, kaçan kovalanır aptal! Kaçan kovalanır... iyi de, neden sevdiğim için kaçıyorum ki? Ben kaçacak ne yaptım? Kaçarak daha mı makbul olacağım? Kaçarsam daha mı kıymetim anlaşılacak? Sevmek utanç verici birşey mi ki kaçmam gerek? !
Anlayamıyorum...
Oysa ben zaten sevdiğimi severek devleştirmişimdir. Onun dev aynasında kendisini yeniden devleştirmesine ne gerek var ki? Bir görebilse benim gözlerimle kendini, eminim kıskanacaktır bendeki kendisini... Yok ama yok! Bilmez sevgililer sevilmenin eşsizliğini, bilmez... Ondandir bol keseden sevgiyi böyle tüketişleri... Ben hiç şımarmayan, değişmeyen, yozlaşmayan, uçup gitmeyen, tükenmeyen sevgi görmedim. Artık cenaze törenleri iki türlü yapılmalı. Biri bedenler için, Diğeri zorla öldürülen sevgiler için! ... Ne demiş Yılmaz Erdoğan, ' Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim' Anlayın artık varlıkları değil, ihtimalleri sever olduk...
Neden?
Çünkü, ihtimaller hayallerimizdir. Sevmekse hayatın bir gerçeği. Hayallerimizde sevgilimiz hiç değişmez. hatta 'seni seviyorum' dedikce ya gözleriyle, ya elleriyle ya da tatlı diliyle ' beni sevdiğin için teşekkür ederim aşkım ' der... Teşekkür etmek? ! Beni sevdiğin için... Evet ya... Bir onurdur, bir ödüldür, bir şerefdir sevmek ve sevilmek. Özgürlüğümüzdür. Cesaretimizdir. insanlığımızdır.
Ayrıcalığımızdır.
Ama ne yazık ki birde bütün bunları farkında olamayışımızdır sevmek... Korkuyorum. Hep sevdiğim için cezalandırıldım. Artık 'seni seviyorum' derken bana tuhaf tuhaf bakmayacak varlıkları daha çok sevmeye niyetliyim... Bir çiçek gibi... Bir hayvan gibi... Bir dağ manzarası gibi...
Bir su damlacığı gibi...
Bir küçük tomurcuk gibi henüz doğmakta olan... Çünkü, hepsinin insanlarda var olan bir büyük silahdan arındırılmışlığı var. Yani dilleri yok, dilleri! Konuşamazlar... Sadece dinlerler... Sevginizi anlayarak hissederek dinlerler. Onlara 'Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim? ' demeniz gerekmez. Direkt söylersiniz sevginizi hesapsızca, umarsızca...
Saymadan...
Ve sevgimi ifade edecek her turlu çılgınlığı hesapsızca yapmak istiyorum. Gurur denilen sözcüğü sözlüklerden çıkartmak, sevdiğim için sevilerek ödüllendirilmek istiyorum...
başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..
bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun
bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince
nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka..
C.Y.